14 Ağustos 2014 Perşembe
İki kültür
C.P. Snow, İki Kültür adlı kitabında sosyal bilimler ile fen bilimleri arasında oluşan uçuruma atıfta bulunarak iki ayrı kültürün incelemesine girişmiş bunu da gayet başarılı olarak hayata geçirmiştir. En temel problemlerinden biri olarak sosyal bilimlerin ilerleme göstermek noktasında fen bilimleri karşısında düştüğü aczi nerdeyse üzücü biçimde anlatmıştır.
Neden gelişmez sosyal bilimler? Gelişirse nasıl ve nerede gelişir? Bu soruların hepsinin cevabı eşitlik ve özgürlük kavramlarının altında saklı, toplumlar örgütlenip devletleri ve kurumları kurarken hiyerarşik bir yapıyla örgütlenerek bu ilk iki kavrama tamamen ters bir yapı oluştururlar -işin ironik yanı bu örgütlenmeler çoğu zaman özgürlük savunuculuğu yapacak, halka eşitlik dağıtacak, dahi başka ülkelere özgürlük ihraç edecektir- Bunlara ek olarak ülkeler arasında da gizli bir hiyerarşi bulunur, mesela Ukrayna'nın Rusya'dan bağımsız olduğunu düşünmek aşırı iyi niyettir ya da aptallık.
Dikkat ederseniz tüm bunlar eşitliğe ve özgürlüğe giydirilmiş deli gömlekleridir, eşitlik özgürlük gibi kavramların tüm bu yapılanmaların içerisinde varlığını sürdürmesi doğal olarak mümkün değildir. Ve yine doğal olarak insanların eşit ve/veya özgür olmadığı bir yapının içerisine bir miktarda devletler hiyerarşisi ve milliyetçilik kattığımızda göreceğimiz görüntü örneklendirecek olursak;
Bir mühendis bir işi yaptırmak için bir işçiye görev verir ve işçi bu görevi yapar bir başka işi değil, patronu gelip o bölgede alüminyum kullanacaksın bu bizim devlet politikamız demez, dönelim bir tarihçiye, tarihçinin başında devlet ve kurumları vardır ve bir de milli tarih tezi, yani tarihçinin bazı söyleyebileceği şeyler kabul görür, yani üstün insan olan amirine ve milletin övülmesi gerektiği fikrine kurban gitmiştir güzelim tarihçi ve tarih bilimi.
Örneğin bir mühendis bir ürün sipariş eder, mesela 50 adet tamamı aynı tipte aynı nitelikte ve tam olarak gerekeceği niceliktedir, bu parçalardan hiçbiri bir bakanın duygusal bağlılığına sahip değildir bu yüzden o parçaları gerektiği gibi kullanabilir mühendis, peki hakim bunu yapabilir mi? Karşısında amirinin çocuğu olan bir hakim, yavru bir kediden daha cesur değildir, hapisanelerin doluluk oranlarından haberdar olan hakim cezayı ona göre verir.
Burada annelerimize büyük bir görev düşüyor, hatta diyebilirim ki sosyal bilimlerin kaderi onların ellerinde, bizim insanlarla olan ilişkilerimizin biçimlenmesinde annelerimizin payı inkar edilemez ve bu noktada insanların arasına hiyerarşi duvarları evlerde çekilmeye başlandığında artık o çocuğun tek amacı o basamakları tırmanıp emir veren olmaktan başka birşey değildir. Halbuki İsviçre eğitim sisteminin temeli olan "The Law of Jante" yada "Jante Kuralları" tam aksini hedefliyor, çocuğu normal bir birey olmak ukalalıktan ve gaddarlıktan uzak tutmak için gereken en doğru yaklaşım tam da burada başlıyor, çocuk prestijsiz torpilsiz olmak üzere hazırlanıyor hayata, dünyanın en mutlu ülkelerine baktığımızda da bu ülkeleri en tepede görmemiz sizce rastlantı mı? İnanın sosyal bilimlerin gelişimi insanlığın gelişimi için olağanüstü önemli ve sosyal bilimlerin ilerlemesi de siz güzel annelerimize, ışıklar saçan o küçük çocuklarımıza bağlı.
İnsanlar kölelik duygularını bir kenara kaldırmadığı, kendilerini değerli hissetmediği sürece de bu durum bu şekilde sürecek sosyal bilimler yerinde sayarken sayısal bilimler bakşa galaksilere gidecek yollar arayacak ve belki bulacakta. Başka galaksilere giden ilk insanın önemli biri değil mutlu biri olmasını istiyorum sadece.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)