Sayfalar

23 Haziran 2017 Cuma

Fazla tanrısı olan var mı?

Binlerce ulusun varolduğu bir dünyada yaşıyoruz, milyarlarca insan ve bundan kat be kat daha fazla hayvan ve ikisinin çarpımından bile belkide daha fazla üyesi olan farklı yaşam formlarının olduğu bir dünyanın misafirleriyiz. Peki ne için tüm bu hengame, ne oluyor, yani; neden varız? Nasıl olmalıyız? Varlığımızın kime ne yararı var?
Bir metaryalist olarak hepsine cevabım can sıkıcı, kimseye bir hayrımız yok, kendimize de esasen bir hayrımız yok, varlığımızın sebebi de oldukça basit ebeveynlerimizin bir planı ya da hesapsızlığı neticesinde varız. Yine de bu cevaplar bizim mutlu bireyler olarak yaşamamıza engel değil bilakis buna neden olan şeyler.

Raskolnikov'un Profili



Dostoyevski'nin en önemli eserlerinden biri olarak gösterilen Suç ve ceza'nın kahramanı olan Roskolnikov; hukuk eğitimini ekonomik yetersizlik gerekçesiyle yarıda bırakmak zorunda kalmış ve kendisine sunulmayanı, elleriyle almak niyetine kapılmış sonra da her şeyi yüzüne gözüne bulaştırmıştır bir gençtir, henüz 23 yaşındadır üstelik.

Sebebinin ne olduğunu gerçekten bilmiyorum ama sanırım fazla kurallara uygun yaşamış kendi kendisini ikna edememişti. İnsanın kendi kendisini ikna etmesi oldukça zordur biliyor musunuz! Özellikle kendi kendisini ikna etmek zordur, başkalarını ikna etmektense. Bazı insanlar vardır bilirsiniz, net haksızken bile haklılıklarına mutlak bir inançla sarılırlar, inanırlarda buna ve başkalarını da ikna etmeyi başarırlar zamanla, tam böyle insanlar her zaman toplumda yükselme fırsatı bulurlar. Raskolnikov böyle biri değildir ve hatta henüz bu fikri tanımamaktadır bile, namuslu bir hayat yaşamanın erdemlerinin peşine düşmüş iyi niyetli bir hukuk öğrencisidir sadece ve yaptığı ilk erdemli olmayan! fiilden sonra da kendisini ele verecek kadar kötüye mesafelidir. Sonya'nın ise ayrı bir hikaye çıkarabilecek bir psikolojik altyapısı vardır. Romanın sonuna bakılacak olursa bir devamın kapısı açık bırakılmıştır. 

7 Haziran 2017 Çarşamba

14 Ağustos 2014 Perşembe

İki kültür



       C.P. Snow, İki Kültür adlı kitabında sosyal bilimler ile fen bilimleri arasında oluşan uçuruma atıfta bulunarak iki ayrı kültürün incelemesine girişmiş bunu da gayet başarılı olarak hayata geçirmiştir. En temel problemlerinden biri olarak sosyal bilimlerin ilerleme göstermek noktasında fen bilimleri karşısında düştüğü aczi nerdeyse üzücü biçimde anlatmıştır.

       Neden gelişmez sosyal bilimler? Gelişirse nasıl ve nerede gelişir? Bu soruların hepsinin cevabı eşitlik ve özgürlük kavramlarının altında saklı, toplumlar örgütlenip devletleri ve kurumları kurarken hiyerarşik bir yapıyla örgütlenerek bu ilk iki kavrama tamamen ters bir yapı oluştururlar -işin ironik yanı bu örgütlenmeler çoğu zaman özgürlük savunuculuğu yapacak, halka eşitlik dağıtacak, dahi başka ülkelere özgürlük ihraç edecektir- Bunlara ek olarak ülkeler arasında da gizli bir hiyerarşi bulunur, mesela Ukrayna'nın Rusya'dan bağımsız olduğunu düşünmek aşırı iyi niyettir ya da aptallık.


      Dikkat ederseniz tüm bunlar eşitliğe ve özgürlüğe giydirilmiş deli gömlekleridir, eşitlik özgürlük gibi kavramların tüm bu yapılanmaların içerisinde varlığını sürdürmesi doğal olarak mümkün değildir. Ve yine doğal olarak insanların eşit ve/veya özgür olmadığı bir yapının içerisine bir miktarda devletler hiyerarşisi ve milliyetçilik kattığımızda göreceğimiz görüntü örneklendirecek olursak;

      Bir mühendis bir işi yaptırmak için bir işçiye görev verir ve işçi bu görevi yapar bir başka işi değil, patronu gelip o bölgede alüminyum kullanacaksın bu bizim devlet politikamız demez, dönelim bir tarihçiye, tarihçinin başında devlet ve kurumları vardır ve bir de milli tarih tezi, yani tarihçinin bazı söyleyebileceği şeyler kabul görür, yani üstün insan olan amirine ve milletin övülmesi gerektiği fikrine kurban gitmiştir güzelim tarihçi ve tarih bilimi.

       Örneğin bir mühendis bir ürün sipariş eder, mesela 50 adet tamamı aynı tipte aynı nitelikte ve tam olarak gerekeceği niceliktedir, bu parçalardan hiçbiri bir bakanın duygusal bağlılığına sahip değildir bu yüzden o parçaları gerektiği gibi kullanabilir mühendis, peki hakim bunu yapabilir mi? Karşısında amirinin çocuğu olan bir hakim, yavru bir kediden daha cesur değildir, hapisanelerin doluluk oranlarından haberdar olan hakim cezayı ona göre verir.

       Burada annelerimize büyük bir görev düşüyor, hatta diyebilirim ki sosyal bilimlerin kaderi onların ellerinde, bizim insanlarla olan ilişkilerimizin biçimlenmesinde annelerimizin payı inkar edilemez ve bu noktada insanların arasına hiyerarşi duvarları evlerde çekilmeye başlandığında artık o çocuğun tek amacı o basamakları tırmanıp emir veren olmaktan başka birşey değildir. Halbuki İsviçre eğitim sisteminin temeli olan "The Law of Jante" yada "Jante Kuralları" tam aksini hedefliyor, çocuğu normal bir birey olmak ukalalıktan ve gaddarlıktan uzak tutmak için gereken en doğru yaklaşım tam da burada başlıyor, çocuk prestijsiz torpilsiz olmak üzere hazırlanıyor hayata, dünyanın en mutlu ülkelerine baktığımızda da bu ülkeleri en tepede görmemiz sizce rastlantı mı? İnanın sosyal bilimlerin gelişimi insanlığın gelişimi için olağanüstü önemli ve sosyal bilimlerin ilerlemesi de siz güzel annelerimize, ışıklar saçan o küçük çocuklarımıza bağlı.

İnsanlar kölelik duygularını bir kenara kaldırmadığı, kendilerini değerli hissetmediği sürece de bu durum bu şekilde sürecek sosyal bilimler yerinde sayarken sayısal bilimler bakşa galaksilere gidecek yollar arayacak ve belki bulacakta. Başka galaksilere giden ilk insanın önemli biri değil mutlu biri olmasını istiyorum sadece.

1 Haziran 2014 Pazar

 Sinema Ve Şiir
          Sinema ve şiir birbirine benzer, ikisi de sanattır, ancak 1000 eserden en çok biri sanat eseri olacak kapasitededir, ikisi de romantiktir, ikiside gençlerin ilgisini çeker ve hangisiyle ilgilenecek olursanız olun iyi bir rehbere muhtaçsınızdır.

8 Mayıs 2014 Perşembe

Kütüphanemi Dijital Platforma Taşıyorum

            Tüm kitaplarımı tarayarak dijital ortama taşımaya niyetlendim. Bunun için tarayıcı olarak Canon DR-2850C kullanacağım, bir ihaleden ucuza ikinci el birşey buldum. yaklaşık 50 ila 100 bin sayfalık bir tarama maratonu olacak, zaman alacak yani, zamanla sorunlarla karşılaştıkça ve çözüm üreterek deneyim kazandıkça buradan paylaşacağım. İlk problemler ve çözümlerim şunlar oldu:
1 - Kitapları tarayan tarayıcılar ateş pahası, eğer kitabı dijital ortama aktardıktan sonra işinize yaramayacaksa -ki benim kitaplarımın çoğu bu sınıftan- bu işi evrak tarayıcısıyla yaparak çok daha ucuza getirebilirsiniz fakat taramak için kitapların arkalarını kesmeniz gerekecek, burada kalın kitaplarda dekupaj testeresi işe yarıyor ya da parçalara ayırıp makas kullanarak ta bu sorunu daha yavaş biçimde de olsa halledebilirsiniz.


2 - Scanner bazen ikişer sayfa çekebiliyor bunun nedeni kağıtların yapışması, kağıtları tarayıcıya vermeden önce bir sallar ve rulo yaparsanız bu sorundan kurtulursunuz.

20 Mart 2014 Perşembe

Garajimdaki ejder

garajimdakiejder.blogspot.com

Gayet guzel bir blog...